top of page

Hasan Cingiz – Heykel Sanatçısı & Tasarımcı

 

Hasan Cingiz, çağdaş heykel sanatının Türkiye’deki dikkat çekici temsilcilerinden biri olarak; form, boşluk ve insan algısı üzerine geliştirdiği özgün üretimleriyle tanınır. Sanatsal pratiğinde metal, reçine, seramik ve 3D baskı gibi hem geleneksel hem yenilikçi malzemeleri bir araya getirir. Üretimlerinin merkezinde, dönüşüm, kimlik, varoluş ve özgürleşme temaları bulunur.

 

Bodrum’da kurduğu atölyesinde özgün heykeller üreten Cingiz, mekânla kurduğu ilişkiden beslenen büyük ölçekli enstalasyonlara da imza atmaktadır. Tasarımlarında organik formlar ile geometrik disiplinler arasında kurduğu denge, eserlerinin hem estetik hem de kavramsal gücünü oluşturur.

 

Sanatçının üretimleri yalnızca plastik değer taşımakla kalmaz; aynı zamanda hikâye anlatıcılığına sahiptir. Her figür, yüzeyindeki izler, dokular ve boşluklarla izleyiciyi düşünsel bir yolculuğa davet eder. Cingiz’in pratiği, seyircinin sadece bakan değil, eserin bir parçası haline geldiği etkileşimli bir alan yaratır.

 

Bodrum’da gerçekleştirdiği kişisel ve karma sergiler ile geniş bir izleyici kitlesine ulaşan Hasan Cingiz’in eserleri; özel koleksiyonlarda, kamusal alanlarda ve seçili sanat mekânlarında yer almaktadır. Sanatçı aynı zamanda, Türkiye’nin farklı şehirlerinde mimari projeler, kurumsal yapılar ve oteller için özel heykel tasarımları üretmektedir.

 

Cingiz, teknolojiyi sanatsal formun bir uzantısı haline getirerek 3D tasarım ve dijital üretim yöntemlerini pratiğine entegre eder. Böylece hem çağın ruhuna uygun hem de kalıcı eserler ortaya koyar.

 

“Benim heykellerim, insanın içindeki görünmez geçitlere birer kapı…”
— Hasan Cingiz

 

Bugün üretimlerine Bodrum’da devam eden sanatçı, uluslararası ölçekte yeni sergiler ve kamusal sanat projeleri geliştirmeyi hedeflemektedir.

Üçüncü Boyuta Göç Hasan Cingiz’in çingeneleri tuvalden göç etti. 

 

Sanatın doğasıdır, göç. Sanatçı yola çıktığı yere geri dönmese de eserlerinin bir yanı oraya bağlı kalır. Sanat eserleri dönüşmez. Göç ederler. Hasan Cingiz, 2008 yılında tuval üzerine boyayı akıtarak oluşturduğu serisinde, çingenelerin keyifli yaşamını, stilize edilmiş figürlerle aktarmıştı.

Dağınık, mekânsız ve anonim figürler neşe içindeydi. Seri, bir süre daha tuval üzerinde devam etti. Daha sonra çingeneler sessizliğe büründü. Tuval üzerindeki durağanlık, sanatçıyı rahatsız etmeye başladı.

Shakespeare Fırtına isimli oyununda şöyle diyordu: “Her şey tutuşunca, gemiciler dışında herkes, Kendini köpüren tuzlu suya atıp tekneyi terk etti. Aşağı ilk atlayan, saçları dimdik olmuş, Sanki saç gibi değil saz gibi, Kral'ın oğlu Ferdinand oldu…

” Cingiz’in çingeneleri de tuvalden dışarı atladı. Yine anonim, mekânsız ve dağınıklar. Saçları titreşen müzik notaları gibi. Ruhları gibi yaşamları da isyankar. 

Hasan Cingiz çingenelerin nezdinde sanatın göçebeliğini sorgulamaya başlamış. Heykellere göç eden figürlerin malzemeleri de hareketi destekliyor. Heykellerden biri, kitsch bir bibloyu hayran hayran izlerken dışarı yansımayan bir çatışma ortamı oluşturuyor; seri üretim bibloya bakan bir sanat eseri.  

Mekâna bağımlı olmayan göçebeler, eşyalara bağımlı olmayan çingeneler. Tüketim toplumunun esir alamadığı isyankâr göçebeler artık kendi yollarını çiziyor. 

Sanatçının Türk ve Avrupa koleksiyonlarında çingeneler serisinden eserleri bulunuyor. Birkaç defa sergilenen ve izleyiciler tarafından çok beğenilen çingenelerin bir kısmı galeriye çıkmadan koleksiyonerler tarafından satın alındı. Sanatçının kendi eserlerinin göçebe ruhuyla gerçek göçerler arasında samimi bir bağ kuruyor.​​​​

bottom of page